Tashra Atelier, yıllar içinde tasarımın içinde biriken yaratıcı deneyimin, yalnızca görsel bir dil olarak kalmayıp dokunulabilir ve hayatın içinde yer bulabilecek bir dünyaya dönüşme isteğinden doğdu. Grafik tasarımla şekillenen bu bakış, zamanla malzemeye, zanaata ve fiziksel tasarıma doğru genişledi.
Tashra’nın çıkışında, bir tasarımın yalnızca nasıl göründüğünün değil, ne hissettirdiğinin ve zamanla nasıl kişisel bir anlam kazandığının da önemli olduğu fikri vardı. Bu düşünce; tasarım dilinden malzeme seçimlerine, parçaların bıraktığı histen sunum biçimine kadar Tashra’nın bütününü zamanla şekillendirdi.
İsmini bulmak da bu sürecin önemli bir parçasıydı. “Taşra”; doğaya yakınlığı, toprağı, doğal malzemeleri, zanaatı ve yaşamın daha yalın ritmini çağrıştırdığı için Tashra’nın aradığı duyguyla örtüştü. Buradaki taşra fikri, geçmişe ait bir yaşam biçimini tekrar etmekten çok, doğal olanı bugünün estetiğiyle yeniden yorumlama biçimini ifade ediyor. “Atelier” ise Tashra’nın tasarım, zanaat ve yaratıcı süreci bir arada taşıyan yapısını tamamladı.
Taş, toprak ve doğadan gelen dokular zamanla Tashra’nın estetik dilinin bir parçasına dönüştü. Doğal taşlar, değerli metaller ve doğal dokular; tasarlanan, zanaatla şekillenen ya da özenle seçilen parçalar aracılığıyla aynı dünyada buluşmaya başladı.
Böylece Tashra Atelier, kadın ve erkek aksesuarlarını bir araya getiren bir isim olmanın ötesinde; tasarım, doğallık, zanaat ve anlam arasında kurulan bir dünyanın ifadesine dönüştü. Bugün Tashra’da her parça, ilk bakışta estetiğiyle karşılık bulsa da asıl değerini zamanla kurduğu bağdan alıyor. Çünkü bazı parçalar yalnızca taşınmaz; zamanla size ait bir anlam taşımaya başlar.